Gece Evi Serisi Buluşma Noktası

Kitap Özetleri, Çeviriler, Yazarlar Hakkında Bilgiler..Gece Evi Serisi Fanıysanız İşte Burası Sizin Yeriniz.
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 İşaret 20. BöLüm

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aphrodite*

avatar

Mesaj Sayısı : 61
Kayıt tarihi : 04/11/10
Yaş : 21
Nerden : St. Viladimir Akademisinden

MesajKonu: İşaret 20. BöLüm   Cuma Kas. 05, 2010 10:06 am

şaret Kitabı 20. Bölüm

Bölüm 20

Neferet’le konuşmam gerekecekti. Ertesi sabah Stevie Rae’yle birlikte telaşla kahvaltı ederken bunu düşünüyordum. Elementle karşısındaki tahmini tuhaf tepkilerimden bahsetmek istemiyordum. Stevie Rae’yle konuşurken yaln söylememiştim. Olayın tamamı hayal gücümün eseri olabilirdi. Neferet’e söylediğim zaman beni tuhaf bir özellik testine tabi tutarsa (ki bu okulda her şey mümkündü) ve sonuçta hayal gücümün fazla mesai yaptığı ortaya çıkarsa ne yapacaktım? Böyle bir şeyi yaşamam söz konusu bile olamazdı. Bu konuyla ilgili daha fazla bilgi sahibi olana kadar ççenemi sımsıkı kapalı tutacaktım. Ayrıca Elizabeth’in hayaletini görmemle ilgili de bir şey söylemeyecektim. Neferet’in kaçık olduğumu düşünmesini ister miydim hiç? Neferet harika birine benziyordu ama ne de olsa bir yetişkindi ve bir hayalet gördüğümü itiraf ettiğim anda maruz kalacağım “Kısa sürede o kadar çok yaşadın ki hayal gücün sana oyun oynuyor,” nutkunu duyar gibiydim. Fakat şu kan şahveti meselesini konuşmam şarttı. (Iykk… Kan madem bu kadar hoşuma gitmişti, düşüncesi neden hala midemi bulandırıyordu?)
Stevie Rae, Nala’yı işaret ederek, “Sence peşinen sınıfa kadar gelecek mi?” diye sordu.
Ayaklarımın dibinde kıvrılıp yatan kediye baktım. “Gelebilir mi ki?”
“İzin var mı diye soruyorsun?”
Başımı salladım.
“Evet. Kediler istedikleri her yere gidebilir.”
“Hah,” dedim ve eğilip kedimin kafasını okşadım. “O zaman bence gün boyu peşimden ayrılmayacaktır.”
“Benim değil senin olduğu için çok seviniyorum. Alarm çaldığında görebildiğim kadarıyla feci bir yastık ortağı…”
Güldüm. “Haklısın. Böyle minicik bir kızın beni yastığımdan edebilmesinne inanamıyorum.” Nala’nın kafasını son bir kez okşadım. “Haydi gidelim. Geç kalacağız.”
Elimde kasemle ayağa kalktım. Neredeyse Afrodit’e çarpıyordum. her zamanki gibi, Korkunç ve Savaşçı da peşindeydiler. Eşek Arısı ortalıkta yoktu. (Kim bilir belki de sabah duş almış ve suyla temas ettiği anda eriyip gitmişti, hi-hi-hi.) Afrodit’in pis sırıtışı bana geçen sene biyoloji dersi için gittiğimiz Jenks Akvaryumu’ndaki piranhaları hatırlatmıştı.
“Selam, Zoey.Dün gece öyle telaşla çıkıp gittin ki sana güle güle bile diyemedim. İyi vakit geçirmediğin için çok üzgünüm. Bu çok kötü tabii ama Karanlık Kızlar herkese göre değildir.” Stevie Rae’ye dudaklarını büzerek baktı.
“Aslında dün gece harika vakit geçirdim,” dedim. “Ve bana verdiğin elbiseye bayıldım! Ben Karanlık Kızlar’a davet ettiğin için teşekkür ederim. Kabul ediyorum. Kesinlikle.”
Afrodit’in yüzündeki manidar (manalı) gülümseme kaybolmuştu. “Gerçekten mi?”
Neler olup bittiğinden tamamen habersiz bir aptal gibi sırıtıyordum. “Gerçekten! Bir sonraki toplantı, ritüel ya da her neyse işte, ne zaman? Yoksa Neferet’e mi sormam gerek? Onu bu sabah göreceğim zaten. Dün gece beni çok iyi karşıladığınız ve bende artık bir Karanlık Kız olacağım için eminim çok sevinecektir.”
Afrodit kısa bir tereddüt yaşadı.Sonra bir kez daha gülümsedi ve hislerini sesine yansıtmamayı başararak “Evet,” dedi. “Eminim Neferet de bize katılmana memnun olacaktır. Ama Karanlık Kızlar’ın lideri benim ve programımızı ezbere bilirim. Bu yüzden saçmasapan sorularla Neferet’in zamanını alman gerekmiyor. Yarın Samhain kutlamamızı yapacağız. Elbiseni giy.” Bunu kelimenin üstüne bastırarak söylemişti. Gülümsemem iyice yayılmıştı. Onu huzursuz etmek istemiş ve bunu başarmıştım. “Akşem yemeğinden sonra, saat tam dört buçukta Hobi Salonu’nda olmaya bak.”
“Harika. Orda olacağım.”
“İyi, müthiş bir sürpriz,” dedi. Sonra peşinde Korkunç ve Savaşçıyla (ki onlarda şoka uğramışlardı) birlikte mutfaktan çıktı.
Ağzımın içinde “Cehennem Cadıları,” diye geveledim. Stevie Rae’ye baktım. Yüzünde şaşkınl bir ifadeyle bana bakıyordu.
“Onlara mı katııyorsun?” diye fısıldadı.
“Düşündüğün gibi değil,” dedim. “Haydi gel, yolda anlatayım.” Kahvaltı tabaklarımızı bulaşık makinesine koydum ve sesi soluğu çıkmayan Stevie Rae’yi yatakhaneden dışarı çıkardım. Nala paytak aımlarla peşimizdeydi. Zaman zaman, kaldırımda bana fazla yaklaşma cüreti gösterenlere tıslıyordu. “Dün gece senin dediğn gibi keşfe çıkıyorum,” dedim.
“Bundan hiç hoşlanmadım,” dedi Stevie Rae. Başını öyle bir salladı ki kısacık saçları havalandı.
“‘Dostlarına yakın ol, düşmanlarına daha da yakın’ sözünü hiç duymadın mı?”
“Evet ama…”
“Tek yapmaya çalıştığım bu. Yaptığı pek çok kötülük Afrodit’in yanına kalıyor. O kötü niyetli biri. Bencil. Nyx’in böyle bir Yüksek Rahibe istediğini sanmıyorum.”
Stevie Rae gözlerini iri iri açtı. “Yoksa onu durduracak mısın?”
“Şey, en azından deneyeceğim.” Konuşurken alnımdaki hilalin karıncalandığını hissedebiliryordum.
“Nala için hazırladığınız kedi malzemelerine teşekkür ederim,” dedim.
Neferet not vermekle meşgul olduğu ödevden kafasını kaldırıp gülümsedi. “Nala… Çok güzel bir isim seçmişsin. Ama bana değil, Skylar’a teşekkür etmelisin. Geleceğini haber veren oydu.”
Sonra sabırsızca bacaklarımın arasında dolaşan turuncu tüy yumağına baktı.”Sana bayağı bağlanmışa benziyor.” Gözlerini yeniden gözlerime çevirdi. “Söylesene Zoey, beyninin içinde kedinin sesini duyar gibi oluyor musun? Ya da seninle aynı odada olmasa bile nerede olduğunu hissettiğin oluyor mu?”
Gözlerimi kırpıştırdım. Neferet kedilerle ilgili bir özelliğim olduğunu mu düşünüyordu? “Ha-Hayır,” dedim. “Sesini duyar gibi olmuyorum am sık sık şikayet ediyor. Yanımda olmadığı zaman nerede olduğunu hissedip hissedemeyeceğimi de bilemem doğrusu… Çünkü hep yanımda.”
“Çok güzel bir kedi.” Neferet parmağıyla Nala’yı çağırdı. “Gel bana, yavrum.”
Nala ikiletmeden koştu ve Neferet’in masasına sıçradı. Masadaki kağıtlar dört bir yana saçılmıştı.
“Ah, Tanrım. Özür dilerim, Neferet.” Nala’yı kaptım ama Neferet eliyle bırakmamı işaret etti. Nala’nın başını okşadı. Kedi gözlerini yummuş, zevkle mırlıyordu.
“Kedilere kapım her zaman açık. Kağıtları toplamak da büyük bir iş değil. Şimdi, benimle asıl konuşmak istediğin neydi, Zoeykuş?”
Bana büyükannem gibi hitap etmesi kalbimi burkmuştu. Bir anda onu ne kadar özlediğimi hissettim ve gözlerimi kırpıştırdım.
“Yoksa evini mi özlüyorsun?”
Suçlu bir çocuk gibi, “Hayır, sayılmaz,” dedim. “Şey, tabii büyükannem dışında. Ama o kadar meşguldüm ki onu ne kadar özlediğimi ancak şimdi anladım.”
“Anneni ve babanı özlemiyorsun.”
Bunu soru sorar gibi söylememişti ama ben yine de cevap verme ihtiyacı duydum. “Hayır. Aslında benim babam yok. Ben küçükken bizi terk etmiş. Annem üç yıl önce tekrar evlendi ve…”
“Bana anlatabilirsin. Seni temin ederim ki seni anlarım, ” dedi Neferet.
“Ondan nefret ediyorum!” Bunu, hissettiğimi sandığımdan daha büyük bir öfkeyle haykırmıştım. “Ailemize katıldığından beri…” Bunu acılı bir ssle söylemiştim. “Hiçbir şey yolunda gitmiyor. Annem naştan ayağa değişti. Sanki aynı anda onun karısı ve benim annem lmayı beceremiyormuş gibi. Uzun süredir orası evim gibi değildi.”
“Annem ben on yaşındayken öldü. Babam bir daha evlenmedi. Onun yerine, beni karısı gibi kullanmaya başladı. On yaşımdan, Nyx’in beni işaretleyerek kurtardığı on beş yaşıma kadar beni taciz etti.” Neferet durdu ve söylediklerinin bende yarattığı şoku atlatmam için birkaç saniye bekledi. “Görüyorsun ya, evinin artık katlanılacak bir yer olmamasının nasıl bir şey olduğunu bildiğimi söylerken palavra atmıyordum.”
“Ama bu korkunç bir şey… ” Başka ne diyeceğimi bilememiştim.
“Geçmişte kaldı. Şimdi artık sıradan bir anıdan başka bir şey değil. Zoey, insanlar artık senin geçmişin. Şimdiki zamanda gelecekte, her saniye biraz daha önem kaybedecekler. Ta ki artık onlar için hemen hiçbir şey hissetmez olana kadar. Değişimin devam ettikçe ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın.”
Sesinde, bana kendimi tuhaf hissettiren bir duygusuzluk hakimdi. “Ama ben büyükannemi önemsemekten vazgeçmek istemiyorum,” diyen sesimi duydum.
“Elbette istemiyorsun,” dedi. Yeniden o sıcak ve sevecen haline dönmüştü. “Saat daha dokuz. Neden onu aramıyorsun? Drama dersine biraz geç kalabilirsin. Profesör Nolan’a izinli olduğunu haber veririm.”
“Teşekkür ederim. Bu çok hoşuma gider. Fakat sizinle konuşmak istediğm bu değidi.” Derin bir nefes aldım. “Dün gece kan içtim.”
Neferet başını salladı. “Evet. Karanlık Kızlar genelde çaylak kanını ritüel şaraplarıyla karıştırır. Gençler böyle şeylerden hoşlanıyor. Bu seni üzdü mü Zoey?”
“Şey, aslında her şey olup bitene kadar haberim yoktu. Ve sonra, evet, gerçekten üzüldüm.”
Neferet kaşlarını çattı. “Afrodit’in sana önceden söylememesi etik bir davranış olmamış. Önceden bilmen gerekirdi. Onunla konuşurum.”
“Hayır!” Bunu fazla telaşlı söylemiştim. Kendimi sakinleşmeye zorladım. “Buna gerek yok. Kendim halledebilirim. Karanlık Kızlar’a katılma kararı aldım, bu yüzden Afrodit’in başını belaya sokmaya çalıştığımın düşünülmesini istemem.”
“Belki de haklısın. Afrodit zaman zaman öfkesini kontrol edemeyebiliyor. Ama ben başının çaresine bakmak konusunda sana güveniyorum, Zoey. Çaylaklarımızın aralarındaki sorunları kendilerinin çözmesini olabildiğince teşvik ederiz.” Yğzğnde bariz bir endişeyle beni süzüyordu. “İlk kan damlalarının sana nahoş gelmesi çok normal. Daha uzun süredir bizimle olsaydın, bunu bilirdin.”
“Konu bu değil. Tadı… Gerçekten güzeldi. Erik, tepkimin alışılmadık olduğunu söyle.”
Neferet kaşlarını kaldırdı. “Haklı. Başın dündü mü peki? Heyecanlandın mı?”
“Evet,” dedim.
Neferet İşaretime baktı. “Sen özelsin, Zoey Kızılkuş. Sanırım seni şimdiki Sosyoloji dersinden alıp Sosyoloji 415′e sokmamız daha doğru olacak.”
“Bunu yapmamanızı tercih ederim,” dedim aceleyle. “Zaten insanlar İşaretime bakıp benden ucube bir hareket görmeyi beklerken kendimi yeterince kötü hissediyorum. Beni üç senedir burada olan çocuklarla aynı derse sokarsanız, tuhaflığımdan emin olacaklar.”
Neferet tereddütlüydü. Bir taraftan Nala’nın başını okşuyor, bir taraftan da düşünüyordu. “Ne demek istediğimi anlıyorum, Zoey. Ergenlik dönemini geride bırakalı yüz seneyi geçti ama vampirlerin sağlam bir hafızası vardır. Değişim olayının nasıl bir şey olduğunu çok iyi hatırlıyorum.” İç çekti. “Pekala, şöyle yapmamıza ne dersin? Üçüncü sınıfın Sosyoloji dersinde kalmana izin vereceğim ama daha üst sınıflarda kullandığımız ders kitabını da almanı istiyorum. Her hafta bir bölüm okuyacağına ve herhangi bir sorun olursa benimle konuşacağına dair söz vermeni bekliyorum.”
“Anlaştık,” dedim.
“Zoey, Değişim’i yaşadıkça tamamen yeni bir varlığa dönüştüğünü biliyorsun. Her ne kadar insancıl olsak da vampirler insan değildir. Şu anda kınanması gereken bir şey gibi görünebilir ama zamanla, kan içme isteğinşn en az…” Duraksadı ve gülümseyerek devam etti, “Eski hayatındaki kola içme isteğin kadar normal olduğunu göreceksin.”
“Şey… Siz her şeyi bilir misiniz?”
“Nyx bana karşı çok cömert davrandı. Sevimli kedilerimizle ilgili özelliğim ve şifacı gücüm dışında, aynı zamanda çok güçlü sezgilere sahibim.”
“Yani zihnimi okuyabiliyor musunuz?” diye sorarken gergindim.
“Tam olarak değil. Ama bazı kırıntıları toplayabiliyorum. Mesela şu anda bana dün geceye dair söylemen gereken başka bir şey daha olduğunu biliyorum.”
Derin bir nefes aldım. “Kan meselesini öğrenince o kadar üzüldüm ki koşarak hobi salonundan kaçtım. Nala’yı da o zaman buldum zaten. Okulun duvarına çok yakın bir ağacın tepesindeydi. İnemediğini sandığım için onu almak üzere duvara tırmandım. Onunla konuşurken eski okulumdan iki çocuk beni aramaya geldi.”
“Ne oldu peki?” Neferet’in Nala’yı okşayan eli durmuştu. Bütün dikkatini bana yöneltmişti.
“Hoş değildi. İkisinin de kafası iyiydi. Ot ve içki içmişler,” Pekala, bunu yumurtlamak gibi bir niyetim yoktu.
“Yoksa sana zarar vermeye mi çalıştılar?”
“Hayır, öyle bir şey olmadı. Gelenler, eski en iyi dostumla, eski olmaya yüz tutmuş erkek arkadaşımdı.”
Neferet tek kaşını kaldırdı.
“Şey… Ben ondan ayrılmıştım ama birbirimize karşı hala bazı hislerimiz vardı.”
Anladığını göstermek ister gibi kafasını salladı. “Devam et.”
“Kayla ve ben kavga ettik denebilir. Artık bana farklı bir gözle bakıyor. Sanırım aynı şey benim için de geçerli. İkimz de bu yeni bakış açısıyla gördüklerimizden hoşnut değiliz.” Bunu söylerken, ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anlıyordum. K değişmemişti. Aslında o her zaman aynı K’ydı. Sorun, benim görmezden gelmeyi tercih ettiğim şeylerin -ipsiz sapsız gevezelikleri, acımasız tarafı gibi- birden fazla sinir bozucu gelmeye başlamasıydı. “Her neyse… O gidince, Heath’le yalnız kaldık.” Burada durdum çünkü devamını nasıl getireceğimi bilemiyordum.
Neferet’in gözleri kısılmıştı. “Ona karşı kan şehveti hissettin.”
“Evet,” diye fısıldadım.
“Kanını içtin mi, Zoey?” Sesi bıçak gibi keskindi.
“Sadece bir damla tadına baktım. Kolunu çizdim. Niyetim bu değildi ama kalp atışının sesini duyunca, içimden geldi.”
“Yani tam olarak yaradan kan içmiş değilsin?”
“Tam başlıyordum ki Kayla geri geldi ve bana engel oldu. Korkudadn aklını kaçıracak gibi olmuştu. Zaten ben de o zaman Heath’i gitmeye ikna ettim.”
“Gitmek istemedi mi yani?”
Başımı salladım. “İstemedi.” Yeniden ağlamaya başlayabilirdim. “Neferet, çok üzgünüm. Niyetim bu değildi. Kayla çığlık atana kadar ne yaptığımı bile bilmiyordum.”
“Tabii ki bilmiyordun. Daha yeni İşaretlenmiş bir çaylak, kan şehvetini nereden bilsin?” Annelere özgü, güven veren bir tavırla kolumu tuttu. “Büyük olasılıkla onu Damgalamamışsındır.”
“Damga mı?”
“Vampirler doğrudan insanlardan kan emdiklei zaman olan şey… Özellikkle de bu kan içme olayından önce aralarında bir bağ oluşmuşsa… Bu nedenle, çaylakların insanlardan kan emmesi yasaktır. Aslında, yetişkin vampirlerin de insanlardan beslenmesi önerilmez. Hatta bunu tamamen ahlak dışı olarak gören bir vampir mezhebi de var; yasadışı olarak kabul edilmesi için uğraşıyorlar.”
Konuşurken bakışları kararıyordu. Gözlerine yansıyan ifade gerilmeme neden olmuştu. Ürperdim. Sonra gözlerini kırpıştırdı. Bakışları eski haline dönmüştü. Yoksa o tuhaf karanlığı ben mi hayal etmiştim_
“Aslında bu konuyu, altıncı sınıflara verdiğim sosyoloji dersine bırakmak en iyisi.”
“Ya Heath konusunda ne yapacağım?”
“Hiçbir şey. Seni yine görmek isterse haberim olsun. Seni ararsa, sakın cevaplama. Damgalanma olayı başladıysa sesin bile onu cezbedecek ve sana çekecektir.”
“Drakula filminden bir sahne gibi.”
“Gerçeğin o kitap müsveddesiyle hiçbir ilgisi yok! Stoker vampirlere öyle bir kara çaldı ki, o zamandan beri insanlarla sonu gelmeyen sorunlarla boğuşuyoruz.”
“Özür dilerim, niyetim…”
Elini boşver dercesine salladı. “Hayır, o aptal kitaba duyduğum öfkeyi senden çıkarmamam gerekirdi. Arkadaşın Heath için endişelenme. İyi olacağından eminim. Ot ve içki içtiğini söylemiştin, değil mi? Marihuanadan mı bahsediyoruz?”
Başımla onayladım. “Ama ben içmiyorum,” dedim. “Aslında eskiden o da, Kayla da içmezdi. Onlara ne olduğunu bir türlü anlamıyorum. Sanırım Birlik’in uyuşturucu müptelası serserileriyle takılıyorlar. Hiçbirinin hayır diyecek kadar aklı yok.”
“Sana gösterdiği tepki, olası bir Damgalanma’dan ziyade, vücudundaki uyuşturucu madde miktarıyla alakalı olabilir,” Neferet duraksadı. Sonra çekmecesinden bir müsvedde kağıt çıkardı ve kalemle birlikte bana uzattı. “Her ihtimale karşılık, arkadaşlarının tam isimlerini ve adreslerini yazsan iyi olur. Ah tabii, biliyorsan Birlik oyuncularınınkileri de eklemelisin.”
“İsimlerine neden ihtiyacınız olsun ki?” Kalbimin hızla çarptığını hissediyordum. “Anne babalarını aramayacaksınız, değil mi?”
Neferet bir kahkaha attı. “Tabii ki hayır. İnsan ergenlerin uygunsuz davranışları beni hiç ilgilendirmiyor. Düşüncelerimi gruba odaklamak ve varsa, olası Damga kalıntılarını toplamak istiyorum.”
“Bunu yapmanız neye yarıyor? Yani Heath’e ne olacak?”
“O henüz çok genç. Damganın etkisi çok zayıf olacaktır. Böylece, araya giren zaman ve mesafeyle eninde sonunda kaybolacaktır. Ve gerçekten Damgalanmış olması durumunda da, bunu kırmanın bazı yöntemleri var, tabi…” Tam, belki de işe koyulup etkiyi kırmak için ne gerekiyorsa yapmasının daha doğru olduğunu söyleyecektim ki davem etti. “Ama yöntemlerin hiçbiri hoş değil.”
“Ah, tamam.”
Kayla ve Heath’in isim ve adreslerini yazdım. Birlik tiplerinin nerede yaşadıkları konusunda hiçbir fikrim yoktu ama isimlerini hatırlıyordum. Neferet ayağa kalktı ve sınıfın arka tarafına gidip üzerinde gümüş harflerle Sosyoloji 415 yazan bir ders kitabı getirdi.
“Birinci Ünite’den başlayıp bütün kitabı tamamla. Sosyoloji 101 sınıfındaki diğer öğrencilere vereceğim ödev yerine, bunu senin ödevin sayalım.”
Kitabı aldım. Ağırdı ve kapağı, sıcak ve gergin elime serinlik hissi veriyordu.
“Herhangi bir sorun olursa, derhal beni görmeye gel. Beni burada bulamazsan, Nyx’in Tapınağı’ndaki dairemde olurum. Ön kapıdan gir, sağ tarafta kalan merdivenleri takip et. Şu anda okuldaki tek rahibe benim, bu yüzden ikinci katın tamamı bana ait. Sakın beni rahatsız edeceğin düşüncesine kapılma. Sen benim çaylağımsın ve görevin beni rahatsız etmek.” Gülümsüyordu.
“Teşekkürler, Neferet.”
“Endişelenmemeye çalış. Nyx sana dokundu. Tanrıça sadece kendinden olanları önemser.” Beni kucakladı. “Şimdi Profesör Nolan’a neden geciktiğini söylemeye gidiyorum. Sende masamdaki telefondan büyükanneni ara.” Beni kucakladı ve çıkmadan önce sınıfın kapısını kapatmayı ihmal etmedi.
Masasına oturdum ve ne kadar harika bir insan olduğunu düşündüm. Annem beni böyle kucaklamayalı kim bilir ne kadar uzun zaman olmuştu. Ve her nedense, ağlamaya başladım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://vampirakademisi.forumdizini.net/
 
İşaret 20. BöLüm
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gece Evi Serisi Buluşma Noktası :: Kitaplar :: İşaret-
Buraya geçin: