Gece Evi Serisi Buluşma Noktası

Kitap Özetleri, Çeviriler, Yazarlar Hakkında Bilgiler..Gece Evi Serisi Fanıysanız İşte Burası Sizin Yeriniz.
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 İşaret 24. BöLÜm

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aphrodite*

avatar

Mesaj Sayısı : 61
Kayıt tarihi : 04/11/10
Yaş : 21
Nerden : St. Viladimir Akademisinden

MesajKonu: İşaret 24. BöLÜm   Cuma Kas. 05, 2010 10:03 am

İşaret Kitabı 24. Bölüm

Bölüm 24

“Bu gerçekten de şahit olduğum en fevkalade çember ayiniydi;” dedi Damien çemberi kapatıp hep birlikte mumları ve tütsü çubuğunu toplarken.
“Ben fevkaladenin olağanüstü demek olduğunu sanıyordum,”dedi Shaunee.
“Fakat aynı zamanda heyecan verici bir hayreti de ifade edebilir. Aynı zamanda anıtsal bir şeyi tanımlamak için kullanılır.”
“Bu defa seninle tartışmayacağım,”dedi Shaunee. Erin dışında herkesi şaşırtmıştı.
“Evet, bu çember gerçekten de fevkaladeydi,”dedi Erin.
“Zoey çağırdığında, toprağı gerçekten hissettiğimi biliyor musunuz?” Stevie Rae hala sakinleşmemişti. “Sanki çevrem bir buğday tarlasıyla kuşatılıverdi. Hayır, hayır. Kuşatma kelimesi hafif kalır. Sanki birden o tarlanın bir parçası oluverdim.”
“Ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. Ateşi çağırdığın zaman içimde bir yangının patladığını hissettim,” dedi Shaunee.
Dördü, büyük bir mutluluk içinde, hep bir ağızdan konuşurken, ben, ne hissettiğimi çözmeye çalışıyordum. Kesinlikle mutluydum ama biraz şaşkındım ve kafam karışmıştı. Demek gerçekti. Gerçekten de beş elementi içeren bir özelliğim vardı.
Neden?
Sadece Afrodit’i alt etmek için mi? (Ki bu arada bunu nasıl yapacağım konusunda hala bir fikrim yoktu). Hayır, hiç sanmıyordum. Nyx, beni sırf şımarık zorbanın tekini bir kulübün liderliğinden atabilmem için sıra dışı bir güçle donatmış olamazdı.
Pekala. Karanlık kızlar sıradan bir öğrenci konseyi – ya da her neyse- değildi. Yine de… “Zoey, sen iyi misin?”
Damien’in sesine yansıyan endişe, gözlerimi Nala’dan ayırıp ona bakmama neden oldu. İşte o zaman kucağımda Nala’yla çemberin merkezinde oturduğumu ve derin düşüncelere dalmış olduğumu fark ettim.
“Ah, evet. Özür dilerim. İyiyim, sadece biraz daldım o kadar.”
“Geri dönsek iyi olur. Saat çok geç oldu,” dedi Stevie Rae.
“Halksın,” dedim ve kucağımda Nala’yla ayağa kalktım. Ama diğerleri yatakhaneye doğru yürürken, ayaklarım onlara itaat etmemekte direniyordu.
“Zoey?”
Tereddüdümü ilk fark eden Damien olmuştu. O durup bana seslenince, diğerleri de durdu ve yüzlerinde endişeyle karışık bir merakla beni izlemeye başladılar.
“Şey… Çocuklar, neden siz önden gitmiyorsunuz? Ben bir süre daha dışarıda kalacağım.”
Damien “Bizde seninle kalabiliriz,” diyecek oldu ama Stevie Rae ( Tanrı onun o içten kalbini korusun) araya girdi.
“Zoey’nin tek başına kalıp düşünmeye ihtiyacı var. Tarihte beş elementin beşini de içeren bir özelliğe sahip tek çaylak olduğunuzu öğrenseniz, sizde böyle hissederdiniz, değil mi?”
Damien isteksiz bir sesle, “Sanırım,”dedi.
“Fakat gökyüzünün birazdan ağaracağını unutmamalısın,” dedi Erin.
Gülümsedim. “ Merak etmeyin, unutmam. Birazdan yatakhaneye dönerim.”
“Ben sana bir sandviç hazırlayıp, kolanla iyi gidecek abur cuburlar bulmaya çalışırım. Ne de olsa bir Yüksek Rahibe’nin ritüel sonrasında yemek yemesi çok önemlidir.” Stevie Rae bana son bir kez gülümsedikten sonra grubun kalan kısmını önüne katıp yürümeye başladı.
Karanlığın içinden kaybolurken, Stevie Rae’ye seslenip teşekkür ettim. Sonra ağaca doğru yürüdüm ve sırtımı gövdesine yaslayarak yere oturdum. Gözlerimi yumup Nala’yı okşamaya başladım. Her zamanki mırlamasıyla beni inanılmaz derecede sakinleştiriyor, kendime gelmeme yardım ediyordu.
“Ben hala benim ,” diye fısıldadım kendime. “Tıpkı büyükannemin dediği gibi. Başka her şey değişebilir ama on altı senenin Zoey’si, Zoey olarak kalacak.”
Belki bunu yeterince tekrar edersem, kendimde inanırdım. Tek elimi çeneme yaslayıp diğeriyle kedimi okşamaya devam ederken kendi kendime “Ben hala benim. Hala benim…” diye tekrar ediyordum.
“Bak şuna! Elini nasıl da çenesine dayarmış! Ah keşke o elin eldiveni olsaydım da o yanağa ben dokunsaydım.”
Ben olduğum yerde sıçrayınca Nala mutsuz bir sesle miyavladı.
“Sanırım seni hep ağacın altında bulmak benim için bir alışkanlık oldu,” dedi Erik gülümseyerek. Gülümsediği zaman bir tanrıya benziyordu.
Onu her görüşümde midemde kelebeklerin uçuşmasına neden oluyordu ama bu akşam başka bir şey daha vardı. Neden sürekli beni buluyordu? Ve acaba bu defa beni ne kadar zamandır izliyordu?
“Burada ne arıyorsun, Erik?”
“Merhaba, bende seni gördüğüme sevindim. Ve evet, oturmak çok hoşuma gider, teşekkür ederim,” dedikten sonra yanıma oturmaya yeltendi.
Ayağa fırladım. Nala bir kez daha miyavladı.
“Aslında bende yatakhaneye gitmek üzereydim.”
“Hey, niyetim seni rahatsız etmek değildi. Ödevime konsantre olamayınca yürüyüşe çıktım. Sanırım ayaklarım ben söylemeden bu tarafa yöneldi. Çünkü bir baktım buradayım ve sen karşımdasın. Seni temin ederim ki seni takip etmiyorum .”
Ellerini ceplerine sokarken gerçekten mahcup olmuşa benziyordu. Şey, hem mahcup hem de son derece yakışıklıydı. Beni onunla ahmakça bir film izlemeye seyretmeye davet ettiği zaman, ona evet demeyi ne kadar istediğimi hatırlamıştım. Ve burada durmuş onu bir kez daha geri çevirerek. Kendini –yine- kötü hissetmesine neden oluyordum. Benimle konuşuyor olması bile mucizeydi. Görünüşe bakılırsa, şu Yüksek Rahibelik olayını aşırı ciddiye alıyordum.
“Bana yatakhaneme kadar eşlik etmeye ne dersin? Yine,” dedim.
“Kulağa çok hoş geliyor.”
Bu defa Nala onu taşımama itiraz etti. Yanımızda yürümeyi tercih eder gibi bir hali vardı. Geçen sefer olduğu gibi, Erik’in ritmini yakalamakta hiç güçlük çekmiyordum. Bir süre hiç konuşmadık. Ona Afrodit’i sormak, en azından bana söylediklerini anlatmak istiyordum ama onu sorguladığım hissini verecek bir şey söylemeden lafa nasıl gireceğimi bilemiyordum.
“Söylesene, bu saatte burada ne arıyordun?” diye sordu.
“Düşünüyordum,” dedim. Teknik anlamda yalan söylemiş sayılmazdım. Düşünüyordum. Hem de fazlasıyla. Bahsetmemeyi yeğlediğim çember ayininim, öncesinde, süresince ve sonrasında hiç durmadan…
“Ah yoksa şu Heath denen çocuk için mi endişelisin?”
Aslında Neferet’le konuşmamızdan beri Heath ve Kayla aklıma bile gelmemişti ama ne düşündüğüm konusunda net bir bilgi vermekten kaçındığım için omuz silktim.
“Demek istediğim, işaretlendiğin için birinden ayrılmak zorunda kalmak çok zor olsa gerek,” dedi.
“Ondan işaretlendiğim için ayrılmadım ki. Aramızda ki şey, o olaydan çok önce bitmişti. İşaret son noktayı koymuş oldu.” Erik’e baktım ve derin bir nefes aldım. “Ya sen ve Afrodit?”
Şaşkın şaşkın gözlerini kırpıştırdı. “bu da ne demek?”
“Bugün bana hiçbir zaman “eski”sevgilisi olmayacağını çünkü her zaman ona ait kalacağını söyledi .”
Gözleri kısılmıştı. Gerçekten kızmışa benziyordu. “ Afrodit’ in gerçeği söylemek konusunda çok ciddi sorunları var.”
“Şey, bu beni hiç ilgilendirmez ama…”
“ Seni ilgilendirir.” dedi aceleyle. Ve sonra beni tamamen şoka sokarak elimi tuttu. “En azından ben ilgilendirmesini istiyorum.”
“Ah” dedim. “Pekala… Şey… Tamam.” Her zaman ki gibi kıvrak iletişim yeteneğimle onu hayretlere saldığımdan emindim.
“Yani bu gece benden kaçmaya çalışmıyordun; gerçekten de düşünmen gereken şeyler vardı.”
“ Ben senden kaçmıyordum. Aslında… Tereddütlüydüm. Ona anlatmamam gerektiğinden emin olduğum bir şeyi nasıl anlatacağım konusunda en ufak bir fikrim yoktu. “Şu anda çok karmaşık şeyler yaşıyorum. Bu değişim olayı zaman zaman insanın kafasını karıştıracak boyutlara varabiliyor.”
Elimi sıkı tuttu ve “ Düzelecek,” dedi.
“Nedense kendim için bundan şüpheliyim,” diye mırıldandım.
Güldü ve parmağı ile işaretime vurdu. “Sen sadece bazılarımızdan daha öndesin. Başlangıç kısmının zor olduğunu biliyorum ama inan bana zamanla kolaylaşacak. Senin için bile.”
İç geçirdim. “Umarım.” Ama bundan şüpheliydim.
Yatakhanenin önüne ulaşınca durduk. Yüzünü bana çevirdi. Sesi alçalmış ve ciddileşmişti. “Z, Afrodit’in söylediği saçmalıklara inanma. Aylardır birlikte değiliz.”
“Ama eskiden birlikteydiniz,” dedim.
Başını salladı. Yüzünde sıkıntılı bir ifade vardı.
“ O çok iyi bir insan sayılmaz, Erik “
“Biliyorum,”
Ve o anda bir süredir beni rahatsız eden şeyin ne olduğunu anladım ve – Tanrım, ne olacaksa olsun!- söylemeye karar verdim.
“Onun gibi kötü niyetli birisiyle birlikte olabilmiş olman hiç hoşuma gitmiyor. Seninle olmak istediğim için kendimi tuhaf hissetmeme neden oluyor.” Bir şey söylemek için ağzını açtı ama ben duymamın gerçekten gerekip gerekmediğini ya da inanıp inanamayacağımı bilmediğim bahanelerini işitmemek için telaşla devam ettim. “ Beni buraya kadar getirdiğin için teşekkürler. Beni bulmana memnun oldum.”
“Ben de seni bulduğuma memnun oldum. Seni yine görmek isterim, Z. Ama bu defa tesadüfen olmasın.”
Tereddüt ettim. Ve neden tereddüt ettiğimi anlamaya çalıştım. Onu tekrar görmeyi gerçekten istiyordum. Afrodit konusunu unutmaya ihtiyacım vardı. Cidden, kız çok güzeldi ve Erik de bir erkekti. Büyük olasılıkla, onun nasıl biri olduğunu idrak edemeden cadı tuzağına düşmüştü. Yani kız bana bir örümceği hatırlatıyordu. Erik’in kafasını koparmadığına ve ona şans verdiğine sevinmeliydim.
“ Pekala. Cumartesi akşamı seninle o ahmak işi DVD’lerini seyretmeme ne dersin?” Kendimi okulun en yakışıklı çocuğuyla çıkmaktan alıkoyacak bir saçmalık yapmamak için, hızlı hızlı konuşmuştum.
“Anlaştık,” dedi.
Bana geri çekilme fırsatı verircesine, ağır hareketlerle eğildi ve beni öptü. Dudakları sıcacıktı ve gerçekten çok güzel kokuyordu. Öpüşü yumuşacık ve güzeldi. Dürüst olmam gerekirse, bende onu yeniden öpme isteği uyandırmıştı. Bitişti, bana göre çok çabuk oldu ama Erik hemen geri çekilmemişti. Birbirimize çok yakın duruyorduk ve ellerimi göğsüne yerleştirmiş olduğumu neden sonra fark ettim. Onunkiler de benim omuzlarımdaydı. Gülümsedim.
“Bana yine çıkma teklif etmene memnun oldum dedim,” dedim.
“ Sonunda evet demene sevindim.”
Sonra beni bir kez daha öptü. Bu defa hiç tereddütlü değildi. Öpüşü gittikçe derinleşirken, kollarım omuzlarına yükseldi. İnleyişini duymaktan ziyade hissediyordum. Beni hiç telaşsız, hararetle öpüyor, sanki içimde gizli saklı duran bir elektrik düğmesine basmış gibi, tatlı, sıcak ve elektrikli bir arzunun bütün vücuduma yayılmasına neden oluyordu. Bu delice bir şeydi. Ve inanılmazdı. Daha önce hiçbir öpüşmemde böyle şeyler hissetmemiştim. Vücudumun vücudu ile bütünleşmesi çok hoşuma gitmişti. Afrodit’i biraz önce gerçekleştirdiğim çember ayinini ve dünyanın geri kalan kısmını unutup, ona iyice yaslandım. Sert vücudunda kendi yumuşaklığımı fark etmek çok hoştu. Bu defa birbirimizden ayrıldığımızda, her ikimizde hızlı nefes alıp veriyorduk. Birbirimize baktık. Aklım başıma dönerken ona tamamen yapışık halde olduğumu ve yatakhanenin kapısı önünde tam bir sürtük gibi göründüğümü fark ettim. Geri çekilmeye yeltendim.
“Sorun ne? Neden birden değişiverdin?” Kollarıyla beni sımsıkı sarmıştı.
“ Erik ben Afrodit gibi değilim.” Kendimi daha hızlı çekince, beni bıraktı.
“Biliyorum. Onun gibi olsaydın senden hoşlanmazdım zaten.”
“ Ben sadece kişiliklerimizden bahsetmiyorum. Yani burada durup seninle öpüşmek benim için normal bir davranış değil.”
“Pekala…” Sanki beni yeniden kendine çekmek istiyormuş gibi elini uzattı ama son anda fikrini değiştirip kolunu indirdi. “Zoey, sen bugüne kadar bana kimsenin hissettirmediği şeyleri hissettiriyorsun.”
Yüzüm ısınmaya başlamıştı. Nedeninin öfke mi yoksa utanç mı olduğunu ayırt edemiyordum. “ Bana patronluk taslamaya kalkma Erik. Seni koridorda Afrodit’le gördüm. Daha önce de böyle şeyler – hatta daha fazlasını- hissettiğin açıkça belli oluyor.”
Başını salladı. Gözlerine yansıyan hüznü görmüştüm. “ Afrodit’in bana hissettirdikleri tamamen fizikseldi. Sense kalbime dokunuyorsun. Farkı biliyorum Zoey ve seninde bildiğini sanıyordum.”
Bakakalmıştım. Daha bana değdikleri anda içime işleyen masmavi, güzel gözlerine. “Üzgünüm,” dedim. “Fazla haşin davrandım. Farkı elbette ben de biliyorum.”
“ Lütfen Afrodit’in aramıza girmesine izin vermeyeceğine söz ver.”
“ Söz veriyorum,” dedim. Korkuyordum, evet, ama sözümde ciddiydim.
“ İyi.”
Nala karanlığın içinden çıkageldi ve bacaklarımın arasında dolanarak miyavlamaya başladı. “Sanırım onu içeri soksam iyi olacak.”
“Tamam.” Gülümsedi ve dudağıma küçük bir öpücük daha kondurdu. “ Cumartesi görüşürüz, Z.”
Yukarı odama çıkarken, dudaklarım hala titriyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://vampirakademisi.forumdizini.net/
 
İşaret 24. BöLÜm
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gece Evi Serisi Buluşma Noktası :: Kitaplar :: İşaret-
Buraya geçin: