Gece Evi Serisi Buluşma Noktası

Kitap Özetleri, Çeviriler, Yazarlar Hakkında Bilgiler..Gece Evi Serisi Fanıysanız İşte Burası Sizin Yeriniz.
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 İşaret 28. BöLüm

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aphrodite*



Mesaj Sayısı : 61
Kayıt tarihi : 04/11/10
Yaş : 21
Nerden : St. Viladimir Akademisinden

MesajKonu: İşaret 28. BöLüm   Cuma Kas. 05, 2010 10:00 am

İşaret Kitabı 28. Bölüm

Bölüm 28

“Heath! Senin burada ne işin var?”
“Ne yapayım? Beni aramadın.” Diğerlerini görmezden gelerek beni kucakladı. Kan çanağı gözlerini görmek için ay ışığına ihtiyacım yoktu. “Seni özledim, Zo.” Diye haykırırken, bira kokan nefesiyle az kalsın beni boğuyordu.
“Heat. Hemen gitmen…”
“Hayır. Bırak kalsın.” Afrodit cümlemi tamamlamama izin vermemişti.
Heath’in bakışları Afrodit’e kaymıştı. Afrodit’in onun gözüyle nasıl gözüktüğünü merak ettim doğrusu. Kameriyenin spot lambalarının oluşturduğu bir ışık havuzu içinde duruyordu. Tatlı çim dumanınıyla harmanlanan ışık ona su altındaymış gibi bir hava vermişti. Kırmızı ipek elbisesi vücudunu ikinci bir deri gibi sarıyordu. Sarı gür saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu. Dudakları her zamanki adi gülümsemesiyle bükülmüştü; Heath’in onu yanlış anlayıp tatlı olduğunu düşündüğünden emindim. Büyük olasılıkla kadehin çevresine üşüşen ve şimdi anlamsız bakışlarını ona çeviren dumanlı hayaletleri görmeyecekti bile. Afrodit’in sesindeki tuhaf ve boş tınıyı duymayacak, gözlerinin camdan farksız olduğunu fark etmeyecekti. Lanet olsun ki Heath’i biraz tanıyorsam koca göğüsleri dışında hiçbir şeyi fark etmezdi.
Va bütün tahminlerimi haklı çıkararak “Vay canına,” dedi. “Vampir hatun.”
Heath gözlerini Afrodit’in gözlerinden ayırıp Erik’e çevirdi. “Sen de kimsin?”
Ah,yandık. Bu ses tonunu tanıyordum. Heath bu sesi, kıskançlık krizine girmek üzere olduğu zamanlarda kullanırdı. (Artık geçmişte kalmasının bir nedeni de buydu zaten).
“Heath, hemen buradan gitmelisin” dedim.
“Hayır.” Bana doğru bir adım attı ve kollarını sahiplenir bir tavırla omzuma attı. Ama benden tarafa bakmıyordu. Gözleri Erik’e sabitlenmişti. “Buraya kız arkadaşımı görmeye geldim. Ve onu göreceğim.”
Omzumun üstüne attığı kolundan nabzını duyabildiğim gerçeğini görmezden gelmeye çalışacaktım. Bileğini ısırmak gibi iğrenç ve rahatsız edici bir şey yapmak yerine, kolunu omzumdan silktim ve onu bana bakmaya zorladım.
“Heath, ben senin kız arkadaşın değilim.”
“Ah, Zo, kızgın olduğun için böyle konuşuyorsun.”
Dişlerimi sıktım. Tam bir salaktı (İşte geçmişte kalması için bir neden daha).
“Sen aptal falan mısın?”
Heath, Erik’e döndü. “Bana bak kan emici sersem, ben…” fakat Afrodit’in insanı sersemleten sesi cümlesini tamamlamasına izin vermedi.
“Buraya, yanıma gel, insanoğlu.”
Sanki Afrodit’in korkutucu cazibesi hepimizi bir mıknatıs misali kendine çekmiş gibi, Heath , Erik ve ben (ve tabi Karanlık Kızlar ve Çocuklar’ın geri kalan kısmı) dönüp ona baktık. Vücudu bir tuhaf görünüyordu. Titriyor muydu yoksa? Bu mümkün müydü? Saçını arkaya atıp, pis bir striptizci gibi elini vücudunda dolaştırmaya başladı. Göğsünü avuçladıktan sonra, elini bacaklarının arasına uzattı. Diğer elini de kaldırdı ve parmağıyla Heah’i işaret etti.
“Bana gel insanoğlu. Gel, tadına bakayım.”
Bu çok kötüydü. Yanlıştı. Oraya çıkıp çembere girerse Heath’in başına çok kötü şeyler geleceki.
Heath, tamamen Aftodit’in cazibesine kapılmış halde, en ufak bir tereddüt (ya da sağduyu) sergilemeden ona doğru birkaç adım attı. Tek koluna yapıştım. Erik’inde diğer kolunu tuttuğunu görmek hoşuma gitmişti.
“Kes şunu, Heath! Hemen buradan gitmeni istiyorum. Sen buraya ait değilsin.”
Heath, büyük bir gayret göstererek bakışlarını Afrodit’ten koparmayı başardı. Sonra kolunu hızla çekerek Erik’ten kurtuldu ve ona doğru neredeyse kükremeyi andıran bir ses çıkardı. Ve sonunda bana döndü.
“Beni onunla aldatıyorsun.”
“Kulakların işitmiyor mu? Teknik olarak seni aldatmam söz konusu olamaz. Biz birlikte değiliz. Şimdi derhal…”
“Madem davetimizi reddediyor, biz ona gideriz.”
Başımı hızla çevirdiğim zaman Afrodit’in gri dumanlar süzülen vücudunun adeta kıvrılıp bükülmekte olduğunu gördüm. Hıçkırıkla çığlık arasında tuhaf bir ses koyverdi. Onu bariz şekilde hakimiyetleri altına alanlar da dahil olmak üzere bütün ruhlar, çembere hücum ettiler. Çemberi kırmak ve Heath’e akın etmek için var güçleriyle baskı uyguluyorlardı.
“Durdur onları, Afrodit. Yoksa onu öldürecekler!” Damien göleti çevreleyen oymalı parmaklıkların arasından çıkagelmişti.
“Damien, sen…” diyecek oldum fakat o başını salladı.
“Açıklayacak zamanım yok,” dedikten sonra dikkatini yeniden Afrodit’e çevirdi. “Ne olduklarını biliyorsun. Onları çemberin içinde tutmasan çocuk ölür.”
Afrodit’in rengi hala o kadar soluktu ki kendisi bile hayalet gibi görünüyordu. Hâlâ çemberin sınırlarını zorlamaya çalışan dumanımsı figürlerden uzaklaştı ve ortadaki masaya iyice yaslandı.
“Onları durdurmayacağım. İstedikleri buysa, çocuğu alabilirler. Beni yada içimizden bir başkasını almalarından daha iyidir,” dedi Afrodit.
Korkunç, elindeki mumu yere atmadan önce “Evet, bütün bu zırvalıkların hiçbirine ihtiyacımız yok,” dedi. Mum anında sönmüştü. Korkunç tek kelime daha etmeden çemberin dışına çıktı ve kameriyenin merdivenlerinden aşağı koştu. Elementleri temsil etmeleri gereken üç kızın da kalmaya niyetleri yoktu. Mumları bıraktıkları gibi, Korkunç’un peşinden gecenin karanlığında gözden kayboldular.
Dehşet içinde hayaletlerin birinin eriyip çemberin arasından süzülmesini izledim. Hayalet bedenini oluşturan dumanlar, tıpkı bir yılan gibi merdivenlerden aşağı kayıyor, bize doğru geliyordu. Çevremdeki Karanlık Kızlar ve Çocuklar’da bir kıpırdanma oldu. Yüzlerinde dehşet dolu ifadelerle, geri çekilmeye başlamışlardı.
“her şey sana abğlı Zoey!”
“Stevie Rae!”
Stevie Rae Çemberin tam ortasında hafifçe sallanarak duruyordu. Üzerini örten pelerini açmıştı. Bileklerindeki beyaz bandajları görebiliyordum.
Cılız bir gülümsemeyle “ Sana birbirimizden ayrılmamamız gerektiğini söylemiştim.” Dedi.
Shaunee’nin sesini duydum. “Acele etsek iyi olacak.”
Erin “O hayaletler eski erkek arkadaşının ödünü koparmak üzereler.” Dedi.
Omzumun üstünden arkama bakınca, İkizler’i, suratı bembeyaz olmuş Heath’in yanında dururken gördüm ve müthiş bir sevinç hissettim. Beni terk etmemişlerdi! Yalnız değildim.
“Haydi, bu işi halledelim,” dedim. Yüzünde bariz bir hayret ifadesiyle bize bakan Erik’e “Onu burada tut,” dedim.
Arkadaşlarımın arkamda olduklarından emin olmak için sın bir kez bakma ihtiyacı duyduktan sonra, hayaletlerle dolu kameryenin merdivenlerini tırmandım. Çember sınırına gelince kısa bir tereddüt yaşadım. Hayaletler bütün dikkatlerini Heath’e odaklamış halde, çemberin boşluklarından dışarı süzülüyorlardı. Derin bir nefes alarak görünmez bariyeri aştım. Ölüler tenime sürtünürken berbat bir ürperti hissettim.
“Burada olmaya hakkın yok,” dedi Afrodit. “Bu benim çemberim.” Masaya ve yanmaya devam eden son mum olan ruh mumuna ulaşamamam için yolumu kesti.
“Senin çemberindi. Şimdi çeneni kapatıp yolumdan çekilmenin zamanı geldi,” dedim.
Afrodit gözlerini kıstı.
Ah, lanet olsun. Bunlarla uğraşacak zamanım yoktu.
“Sarı kafa. Zoey’in dediğini yapsan iyi olur. İki senedir canına okumak için fırsat kolluyorum,” dedi Shaunee yanıma geçerek.
“Al bendende o kadar, seni pis cadı,” dedi Erin diğer tarafımdaki yerini alırken.
İkizler Afrodit’e saldırmadan, Heath’in geceyi yırtan çığlığıyla sarsıldık. Hızla arkamı döndüm. Dumanlar bacaklarını sarmaya başlamışlardı bile. Pantolonunun kumaşı lime lime olmuş, boşluklardan daha şimdiden kanlar süzülmeye başlamıştı. Heath panik içinde tepiniyor, çığlıklar atıyordu. Erik kaçmamıştı. Her ne kadar kendi kıyafetleri de yer yer açılmaya ve çıplak teni ortaya çıkmaya başlasa da, o da dumanlarla savaşıyordu.
Kanların cazip kokusu konsantrasyonumu bozmadan önce aceleyle “Çabuk!” diye haykırdım. “Yerlerinizi alın!”
Arkadaşlarım terk edilen mumlara koştı. Mumları yerden alıp, çemberdeki yerlerine geçtiler. Çığlığına mani olmak ister gibi elini ağzına bastırıp boş gözlerle Heath ve Erik’e bakan Afrodit’in arkasından dolandım. Mor mumu kaptım ve Damien’e koştum.
“Rüzgar! Seni bu çembere davet ediyorum,” diye bağırdım ve derhal mor mumu sarı muma değdirdim. Aşinası olduğum girdap derhal harekete geçmiş, bedenimi sarmaya, saçlarımın arasından esmeye başlamıştı. O kadar rahatlamıştım ki sevinç çığlığı atmam işten değildi.
Elimi mor mumun ateşine siper ederek Shaunee’ye koştum. “Ateş! Seni bu çembere davet ediyorum.” Ben kırmızı mumu yakarken, esintiye sıcaklık karışmıştı bile. Durmadım ama çemberin çevresinde saat yönünde ilerlemeye başladım “Su, seni bu çembere davet ediyorum.” Deniz, aynı anda hem tuzu hem de tadıyla bana gelmişti bile. “Toprak, seni bu çembere davet ediyorum!” mumumun alevini, bileklerindeki bandaja özen göstererek Stevie Rae’ninkine değdirdim. Yüzü inanılmaz derecede solgundu ama çevremiz taze biçilmiş saman kokusuyla dolarken neşeyle gülümsüyordu.
Heath bir çığlık daha koyverdi. Hızla çemberin merkezinde döndüm ve mor mumu havaya kaldırıp “Ruh! Seni bu çembere davet ediyorum!” diye haykırdım. Bedenimin büyük bir enerjiyle dolduğunu hissettim. Çemberde çevreme bakındım. Ve evet! Güç şeridinin çemberi sardığını gözümle görebiliyordum. Kısa bir an gözlerimi yumdum Teşekkürler, Nyx!
Sonra mumu masaya bıraktım be kanlı şarap kadehini aldım. Yüzümü Heath, Erik ve hayalet güruhuna çevirdim.
“İşte kurbanınız,” diye bağırdım ve kadehin içindeki sıvıyı bir kavis halinde çevreme savurdum. Kameryenin zemininde kan rengi bir çember oluştu. “Buraya öldürmek için çağırılmadınız. Buraya Samhain’de olduğumuz ve sizi onurlandırmak istediğimiz için çağrıldınız.”Şarapla karıştırılmış kanın çekici kokusuna kendimi kaptırmamak için gayret ederek biraz daha şarap döktüm.
Hayaletler saldırmaya ara verdiler. Heath’in gözlerindeki dehşet ve Erik’in yüzündeki acıya kendimi koyvermemek için bütün dikkatimi onlara odakladım.
“Biz bu ılık, genç kanı tercih ediyoruz, Rahibe.” Ürkütücü ses beni ürpertmişti. Çürümeye yüz tutmuş et gibi kokan nefesini duyabildiğime yemin edebilirdim.
Güçlükle yutkundum. “Bunu anlıyorum ama bu hayatlar size ait değil. Üstelik bu ölüm değil, kutlama gecesi.”
“Biz yinede ölümü seçiyoruz. Bizim için en sevgili olanı…”
Tatlı çim kokusuyla kaplı havada, hayalet kahkahaları yankılandı. Ve ruhlar bir kez daha Heath’e doğru hamle yapmaya başladılar.
Kadehi yere atıp ellerimi havaya kaldırdım “O zaman artık rica etmiyorum! Emrediyorum! Rüzgar, ateş su ve toprak. Nyx adına size bu çemberi kapatmanızı ve kaçmalarına izin verilenleri geri çekmenizi emrediyorum. Şimdi!”
Vücudumdan ve uzattığım ellerimden bir sıcaklık akıp geçti. Ateş gibi yanan tuz kokulu bir rüzgar, yeşil bir pusla birlikte benden çıkıp merdivenleri indi ve Heath’le Erik’in çevresini sardı. Her ikisinin de saçları ve kıyafetleri rüzgarda dalgalanmaya başlamışı. Sihirli rüzgar dumanlı siluetleri yakaladı ve onları kurbanlarından kopardı. Kulakları sağır eden bir kükremeyle yeniden çemberimin içine hapsetti. Birden hayaletimsi biçimlerin arasında kalmıştım.hayaletlerden yayılan tehlike ve açlık titreşimlerini, en az Heath’in nabzını duyuşum kadar net alıyordum. Afrodit korkusundan sandalyesine sinmişti. Hayaletlerden biri ona sürtününce hayaletleri yeniden harekete geçirecek bir çığlık attı. Hepsi vahşice üzerime geliyordu.
“Zoey!” Stevie Rae korkudan iyice incelmiş sesiyle adımı haykırmıştı. Bana doğru tedirgin bir adım attığını gördüm.
Damien “Hayır!” diye haykırdı. “Çemberi kırmayın! Zoey’e de, Bize de zarar veremezler. Çember çok güçlü. Ama kırmamamız gerek.”
Shaunee “Hiçbir yere gitmiyoruz,” diye seslendi.
“Hayır,” dedi Erin. “Ben yerimden hoşnutum.” Nefes nefese gibiydi.
Ortaya koydukları güven, sadakat ve kabulleniş bana altıncı bir elementmiş gibi gelmişti. Sırtımı dikleştirdim ve oldukları yerde kaynayan öfkeli hayaletlere baktım.
“Biz hiçbir yere gitmiyoruz. Bu durumda sizin gitmeniz gerekiyor.” Yere döktüğüm kanlı şarabı işaret ettim. “Kurbanınızı alın ve gidin. Bu akşam size borçlu olduğumuz tek şey bu kan.”
Dumanlı güruh bir an duraksadı. Onları hakladığımı anlamıştım. Derin bir nefes aldım.
“Elementlerin gücüyle size gitmenizi emrediyorum!”
Birden bire, sanki görünmez bir dev onları tokatlamış gibi, bir şekilde kan renkli sıvıyı da beraberlerinde götürerek kameryenin şarapla ıslanan zemininde yok olup gittiler.
Derin bir oh çektim. Otomatik olarak Damien’e döndüm.
“Teşekkürler, rüzgar. Gidebilirsin.” Mumu söndürmeye yeltendi ama buna gerek kalmadı. Biraz muzip bir esinti onun adına mumun alevini söndürüverdi. Damien bana sırıtarak baktı.
“Zoey. İşaretin.”
“Ne?” elimi alnıma götürdüm. Tıpkı omuzlarım ve boynum gibi (ki bunu anlamak zor değildi, stres yaşadığım zaman boyun ve sırt ağrısı çekerdim) alnım da karıncalanıyordu. Ayrıca bütün bedenim elementsel gücün yan etkileriyle sızladığı için bunu daha önce fark etmemiştim.
Şaşkın bakışları yerini mutluluğa bırakmıştı. “Çemberi kapatma işini tamamla. Sonra Erin’in düzinelerce aynasından birini alıp bakabilirsin.”
Ateşe veda etmek için Shaunee’ye döndüm.
“Vay canına,” dedi Shaunee bana dikkatle bakarak. “İnanılır gibi değil.”
“Hey, çantamda birden fazla ayna olduğunu nerden bildin?” Erin çemberin karşı tarafından Damien’e sataşıyordu. Ona döndüm ve suyu gönderdim. Bana bakarken gözleri faltaşı gibi açılmıştı. “Ben böyle şeyin…” dedi.
“Erin, kutsal çemberde küfretmemelisin” dedi Stevie Rae o tatlı Okie aksanıyla. “Hepimiz çok iyi biliyoruz ki…” Toprakla vedalaşmak için ona döndüm. Bir anda ağzı açık donakalmıştı “Aman Tanrım!”
İç geçirdim. Bu da neydi böyle? Masaya gittim ve ruh mumunu havaya kaldırdım.
“Teşekkürler, ruh. Gidebilirsin.” Dedim.
“Neden?” Afrodit yerinden öyle bir hışımla kalkmıştı ki sandalyesini devirdi. Herkes gibi o da komik sayılacak kadar şaşkın bir ifadeyle bana bakıyordu. “Neden ben değil de sen?”
“Afrodit, neden bahsediyorsun?”
“Bundan bahsediyor.” Erin omzundan eksik etmediği şık deri çantasından çıkardığı pudra kutusunu bana uzattı.
Kutuyu açıp aynaya baktım. İlk bakışta gördüğüm şeyin ne olduğunu anlamadım; çok yabancı ve şaşırtıcı bir şeydi. Stevie Rae’nin “Çok güzel” diye fısıldadığını duydum.
Haklıydı. Gerçekten çok güzeldi. işaretime ekleme yapılmıştı. Zarif bir dantel desenini andıran, safir renkli bir dövme göz çevremi çerçeveliyordu. Yetişkin bir vampirinki kadar dolambaçlı ya da büyük değildi ama çaylaklar için görülmemiş bir şeydi. Parmaklarımı bükümlü desenler üzerinde dolaştırırken bunun egzotik bir prensesin yüzüne yakışacak bir süsleme olduğunu düşünüyordum. Yada bir tanrıçanın Yüksek Rahibelerinden birinin. Gerçekten ben olmayan ama bana gittikçe daha tanıdık gelmeye başlayan bu yabancı yüze uzun uzun baktım.
“Hepsi bu kadar değil,” dedi Damien “Omuzlarına bak, Zoey”
Güzel elbisemin açık bıraktığı omuzlarıma baktım ve anlık bir şok yaşadım. Omzumda da bir dövme vardı. Yüzümdeki deseni andıran safir renkli bir dövme boynumdan itibaren, omzuma ve sırtıma doğru iniyordu. Vücudumdaki mavi desenler adlımdakine göre daha eski ve gizemli görünüyordu çünkü aralarında harflere benzeyen figürler serpiştirilmişti.
Ağzım açıldı ama tek kelime dahi edemiyordum.
“Z, yardıma ihtiyacı var.” Yaşadığım şok, Erik’in sesiyle kesintiye uğramıştı. Omzumun üstünden arkaya bakınca Erik’in baygın haldeki Heath’i yarı taşıyarak ve yalpalayarak kameriyeye çıktığını gördüğüm.
“Her neyse,” dedi Afrodit. “Onu burada bırakın. Sabah birisi nasıl olsa bulur. Bekçiler uyanmadan buradan gitmemiz gerek.”
Hışımla ona döndüm. “Birde neden ben değil sen diye soruyorsun. Belki de Nyx senin bencil, şımarık, ben-merkezci ve nefret dolu halinden bıkmıştır.” Duraksadım… o kadar sinirliydim ki başka ne diyeceğimi bilemiyordum.
Erin ve Shaunee aynı anda “Pislik,” diye haykırdı.
“Evet, hem pislik hem de zorbasın” diyerek ona doğru bir adım attım. Yüzüne “Bu Değişim olayı başımızda senin gibi biri olmadan da yeterince zor zaten. Senin…” Damien’e bir bakıp gülümsedim. “Dalkavukluğunu yapmayı kabul etmediğimiz sürece, bize kendimizi dışlanmış ve hiçmişiz gibi hissettiriyorsun! Buraya kadar Afrodit. Bu akşam yaptığın baştan aşağı yanlıştı. Neredeyse Heath’in ölümüne neden oluyordun. Hatta Erik’in ve kim bilir daha kimlerin… sırf bencilliğin yüzünden…”
“Erkek arkadaşının izini sürüp buraya kadar gelmesi benim suçum değildi,” diye bağırdı.
“Hayır. Heath senin hatan değildi ama bu akşam senin hatan olmayan tek şey oydu zaten. Sözüm ona arkadaşlarının yanında olmaması ve çemberi bozmaları senin hatandı. Daha en başından beri negatif ruhların çemberi bulması da öyle.” Ne dediğimi anlamamış gibi sersem sersem bakıyordu. “Adaçayından bahsediyorum, seni cadı! Tatlı çim kullanmadan önce negatif enerjiyi kovmak için adaçayı kullanman gerekiyordu. Öyle korkunç ruhları başımıza üşüştürmene şaşmamak gerek.”
“Evet” dedi Stevie Rae “ Çünkü sende korkunçsun.”
Afrodit “Bu konuda sana laf düşmez, buzdolabı,” dedi
“Hayır” dedim ve parmağımı alnına dayadım. “Bu buzdolabı olayı son noktayı koyduğum ilk şey olacak.”
“Ah ne yani? Canın, hepimizden daha çok kan çekmiyormuş gibi mi yapacaksın yoksa?”
Arkadaşlarıma baktım. Gözlerini kaçırmadan bana bakıyorlardı. Damien bana cesaret vermek ister gibi gülümsedi. İkizler göz kırptı. Stevie Rae başını salladı. Bana sırt çevirmeyeceklerdi. Onlar benim dostumdu. Henüz kendime güvenmeyi öğrenmemiş olsam da, onlara güvenmeliydim.
“Eninde sonunda hepimizin canı kan çekecek,” dedim “Ya da öleceğiz. Ama bu bizleri birer canavar yapmaz. Karanlık Kızlar artık rol yapmaktan vazgeçecek. İşin bitti, Afrodit. Artık Karanlık Kızlar’ın lideri değilsin.”
“Yoksa yeni liderin sen olduğunu düşünmem mi gerekiyor?”
Başımı salladım “Öyleyim zaten. Ben, Gece Evi’ne bu güçleri istemeye gelmedim. Tek istediğim ait olabileceğim bir yer edinmekti. Sanırım, Nyx duama böyle cevap veriyor.” Arkadaşlarıma gülümsedim. Onlarda sırıtarak karşılık verdi. “Görünüşe bakılırsa, Tanrıça’nın da bir espri anlayışı var.”
“Seni aptal fahişe. Karanlık Kızlar’ı öylece devralamazsın. Lideri, sadece bir Yüksek Rahibe değiştirebilir.”
“Bu durumda, benim de burada olmam çok isabetli olmuş, değil mi?”
Bu, Neferet’in sesiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://vampirakademisi.forumdizini.net/
 
İşaret 28. BöLüm
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gece Evi Serisi Buluşma Noktası :: Kitaplar :: İşaret-
Buraya geçin: