Gece Evi Serisi Buluşma Noktası

Kitap Özetleri, Çeviriler, Yazarlar Hakkında Bilgiler..Gece Evi Serisi Fanıysanız İşte Burası Sizin Yeriniz.
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 İşaret 7. BöLüm

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aphrodite*

avatar

Mesaj Sayısı : 61
Kayıt tarihi : 04/11/10
Yaş : 21
Nerden : St. Viladimir Akademisinden

MesajKonu: İşaret 7. BöLüm   Cuma Kas. 05, 2010 9:47 am

Bölüm 7

“Saat kaç”
Hafifçe kıvrılarak uzayan dar bir koridorda ilerliyorduk.Duvarlar koyu renk taşlar ve çıkıntılı tuğlaların tuhaf bir karışımıyla örtülmüştü.Sık sık yerleştiril eski moda görünüşlü, siyeh demir apliklerle titreşen gaz lambası alevlerinden sarı, yumuşacık bir ışık saçılıyordu.Neyse ki bu ışık gözlerimi rahatsız edecek türden değildi.Koridor boyunca hiç pencere yoktu ve vampir çocukları ilk defa görme beklentisiyle sürekli çevremi kolaçan etmeme rağmen, hiç kimseyle karşılaşmadık.
“Saat sabahın dördüne yaklaşıyor.Bu da dersler biteli bir saat olmuş demektir.”Neferet bunu söyledikten sonra, yüzümdeki şaşkın ifade yüzünden olsa gerek, gülümsedi.
“Dersler akşam saat sekizde başlayıp sabahın üçüne kadar sürer,” diye açıkladı.Öğretmenler saat üç buçuğa kadar fazladan yardıma ihtiyaç duyacak çocuklar için görev başında olurlar.Spor salonu şafak sökene kadar açıktır.Değişimini tamamlar tamamlamaz, şafağın tam olarak ne zaman sökeceğini anlar hale geleceksin.O zamana kadar, şafak vaktini sınıflara, ortak kullanım salonlarına ve yemek salonu, kütüphane ve spor salonu gibi toplanma mekanlarına asılan duyurulardan takip edebilirsin.Elbette ki, Nyx’in Tapınağı her saat açık olur fakat resmi ritüeller haftada iki defa, okul saatlerinden hemen sonra gerçekleştirilir.Bir sonraki ritüel yarın olacak.”
Neferet bana baktı;gülümsemesi iyice sevecenleşmişti.”Bütün bunların çok ağır geldiğinin farkındayım.Ama merak etme, kısa sürede her şeyi öğreneceksin.Tabii ki oda arkadaşın da, tıpkı benim gibi sana yardımcı olacaktır.”
Tam ağzımı açıp yeni bir soru sprmaya hazırlanırken, turuncu bir tüy topu koşarak koridora girdi ve hiç ses çıkarmadan, kendini Neferet’in kollarına attı.Ben yerimden sıçrayıp, aptalca bir çığlık koyverdim.Fakat turuncu tüy topunun uçan bir öcü falan değil, sadece bir hayli iri bir kedi olduğunu fark edince kendimi bir hayli gerizekalı hissettim.
Neferet gülerek kedinin kulaklarını okşamaya başladı.”Zoey seni Skylar’la tanıtırayım.Genelde buralarda sessizce dolaşıp benim kucağıma atlamak için fırsat kollar.”
Kedinin beni koklaması için elimi uzatırken “Gördüğüm en büyük kedi,” dedim.
“Dikkatli ol.Azılı bir ısırıcıdır.”
Elimi geri çekme fırsatı bulamadan, Skylar yüzünü parmaklarıma sürtmeye başlamıştı.Nefesimi tuttum.
Neferet, sanki rüzgarda salınan kelimeleri duymaya çalışır gibi başını yana eğmişti.”Seni sevdi, ki bu gerçekten alışılmadık bir durum.Benden başka kimseyi sevmez.Hatta diğer kedileri bile kampüsün bu kısmına sokmaz.Kelimenin tam anlamıyla korkunç bir zorbadır.”
Skylar’ın kulaklarını, az önce Neferet’in yaptığı gibi, büyük bir dikkatle okşamaya başladım.”Kedileri severim,” dedim yavaşça.”Eskiden bir kedim vardı ama annem yeniden evlenince onu Sokak Kedileri’ne emanet etmek zorunda kaldım.John,annemin yeni kocası, kedileri pek sevmez.”
“İnsanların kedilere besledikleri hislerin -ve tabi kedilerin insanlara verdikleri tepkilerin- o kişinin karekteriyle ilgili ciddi bir veri olduğuna inanırım.”
Kafamı kaldırıp yeşil gözlerine baktığım zaman, ucube aile meseleleri hakkında dile getirdiğinden daha fazlasını bildiğini anladım.O anda aramızda bir bağ oluştuğunu hissettim;stres seviyem gözle görülür bir oranda düşmüştü.”Burada çok kedi var mı?”
“Evet,var.Kediler her zaman vampirlerin sıkı dostları olmuşlardır.”
Pekala, aslında bunu zaten biliyordum.Bay Shaddox’tan(aslında daha çok Kabarık Shaddy olarak bilinirdi,ama siz bunu ona söylemeyin) aldığımız Dünya Tarihi dersinde,geçmişte kedilerin,insanları bir şekilde vampirlere dönüştürdükleri gerekçesiyle katledildiklerini öğrenmiştik.Evet,tamam.Saçma olduğunu söyleyebilirsiniz.İnsanların aptallığının bir kanıtı daha…Bu düşünce zihnime sızdığı anda,daha şimdiden normal insanları “insan” olarak yani benden farklı bir şey olarak düşünmeye başladığımı fark ettim.
“Sizce benim de bir kedim olabilir mi?” diye sordum.
“Kedilerden biri seni seçerse, ona ait olursun.”
“Beni seçerse mi?”
Neferet gülümsedi ve Skylar’ı okşadı.Kedi gözlerini yummuş yüksek sesle mırlıyordu.”Bizi kediler seçer, biz onlara sahip olmayız.”Skylar,söylediklerinin doğruluğunu göstermek ister gibi kucağından atlayıp koridorun sonunda gözden kayboldu.
Neferet güldü.”Gerçekten korkunç bir kedi ama yine de ona bayılıyorum.Sanırım Nyx’ten aldığım armağanın bir parçası olmasaydı,yine bayılırdım.”
“Armağan mı?Skylar,Tanrıçadan bir armağan mı?”
“Evet,bir anlamda.Tanrıça tarafından her Yüksek Rahibe’ye bir özellik verilir.Bunu bir tür özel güç olarak da düşünebilirsin.Yüksek Rahibelerimizi kısmen bu özellikle kimliklendiririz.Bahşedilen bu özellik,zihin okuma,görüş sahibi olma ya da geleceği tahmin edebilme gibi bilişsel yetenekler olabilir.Yada dört elementle veya hayvanlarla bağlantılı fiziksel gerçekliği olan bir şey de…Benim Tanrıça’dan aldığım iki armağan var:Birinci özelliğim kedilerle ilgili.Onlarla bir vampir için bile sıradışı sayılabilecek bir bağlantım var.Nyx bana ayrıca olağanüstü iyileştirme güçleri bağışladı.”Gülümsedi. “Zaten senin hızla iyileştiğini bu sayede biliyorum -yeteneğim söyledi.”
Aklıma gelen tek şey “Vay canına,bu müthiş bir şey,” oldu.Son bir gün içinde yaşadıklarım beynimi yeterince karman çorman hale getirmişti.
“Haydi, gel.Seni odana götüreyim.Karnının acıktığından ve çok yorulduğundan eminim.Yemek…” Neferet sanki birisi zamanı kulağına fısıldıyormuş gibi,başını hafifçe yana eğmişti.”…bir saate kadar hazır olacak.”Ne düşündüğümü anlamış gibi gülümsedi.”Vampirler her zaman saatin kaç olduğunu bilirler.”
“Bu da süper bir şey,” dedim.
“Bu, benim sevgili çaylağım,o “süper” buzdağının sadece görünen kısmı.”
Benzetmesinin Titanik boyutunda felaketlerle bir alakasının olmadığını bütün kalbimle diliyordum.Koridorda ilerlerken zaman vs. gibi kavramları düşünüyordum.O anda aklıma, Skylar ortaya çıkmadan hemen önce sormaya niyetlendiğim soru geldi.
“Bir dakika.Derslerin saat sekizde başladığını söylemiştiniz, değil mi?Akşam sekizde?”Pekala,normalde böyle yavaş anlayan biri değilimdir ama konuştuklarımızın bir kısmı benim için yabancı bir dilden farksızdı.Anlamakta zorlanıyordum.
“Şöyle bir düşünürsen,dersleri gece yapmanın mantıklı olduğunu sen de göreceksin.Yetişkin veya çaylak,vampirlerin direkt gün ışığına maruz kaldıkları zaman patlamadıklarını ya da buna benzer kurgusal bir saçmalık yaşamadıklarını mutlaka sen de biliyorsundur.Fakat güneş ışığının bizi rahatsız ettiği de doğrudur.Bugün güneşte sıkıntı yaşamışsındır,değil mi?”
Başımı salladım.”Muui Jimlerim pek işe yaramadı doğrusu.”Sonra -kendimi bir kez daha moron gibi hissederek- aceleyle ekledim:”Şey,Maui Jim dediğim, güneş gözlüğü oluyor.”
Neferet sabırla “Evet,Zoey,” dedi.”Güneş gözlüklerini bilirim.Hem de çok iyi.”
“Ah,Tanrım.Özür dilerim.Ben…”"Tanrım” dememin doğru olup olmadığından emin olamadığım için susmuştum.Bu kelime,Tanrıça’sının İşaretini bu kadar büyük bir gururla taşıyan bir Yüksek Rahibe’yi gücendirir miydi?Ya da Nyx’i?Ah,Tanrım…
Ya “lanet” demek?”Lanet olsun” en sevdiğim küfürdü.(Pekala aslına bakarsanız kullandığım tek küfürdü).Hala söyleyebilir miydim?İnanç İnsanları vampirlerin sahte bir Tanrıça’ya taptıklarına ve çoğunlukla para,lüks ve kan içmekten başka bir şey düşünmeyen bencil ve karanlık yaratıklar olduklarına ve hiç şüphesiz lanetlendiklerine ve cehenneme gideceklerine dair nutuklar çekerlerdi.Bu durumda,bu kelimeyi nasıl ve nerde kullanacağıma dikkat etmem gerekmez miydi?
“Zoey.”
Başımı kaldırdığım zaman Neferet’i endişeli gözlerle beni izlerken buldum.Büyük olasılıkla beni kendi kendimle konuşurken, dikkatmi çekmek için boş yere nefes tüketmişti.
Bir kez daha “Özür dilerim,”dedim.
Neferet durdu.Ellerini omuzlarıma koyup,beni onunla yüzleşebileceğim şekilde kendisine doğru çevirdi.
“Zoey,özür dilemekten vazgeç .Unutma ki buradaki herkes seninle aynı süreçten geçti.Bir zamanlar bütün bunlar hepimiz için çok yeniydi.Bunun -Değişim korkusunun- nasıl bir şey olduğunu biliriz.Hayatının tamamen yabancı bir şeye dönüşmesinin nasıl bir duygu olduğunu da…”
Alçak sesle “Ve bütün bunlar üstünde hiçbir kontrole sahi olamamanın” diye ekledim.
“Tabii, o da var.Her zaman bu kadar kötü olmayacak.Olgun bir vampir olduğun zaman, hayatının yeniden sana ait olduğunu hissedeceksin.Kendi tercihlerini yapacak, kendi bildiğin yoldan gidecek, kalbinin, ruhunun ve yeteneklerinin seni yönlendirdiği yönde yürüyeceksin.”
“Eğer olgun bir vampir olursam…”
“Olacaksın, Zoey.”
“Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?”
Neferet’in gözleri alnımdaki İşarete takıldı.”Nyx seni seçti.Ne için olduğunu bilmiyoruz.Ama bariz biçimde onun İşaretini taşıyorsun.Seni başarısızlığını izlemek için seçmiş olamaz.”
Tanrıça’nın sözlerini hatırlamıştım:Zoey Kızılkuş, Gecenin Kızı, seni bugünün dünyasında, iyiyle kötünün dengeyi sağlamak için mücadele ettikleri dünyada gözüm, kulağım ilan ediyorum.Bakışlarımı hızla kaçırdım.İçimden gelen o sesin, Tanrıça’yla buluşmak konusunda çenemi sıkı tutmamda neden ısrar ettiğini bilebilmek için neler vermezdim…
“Sadece…Tek bir günde o kadar çok şey oldu ki…”
“Eminim öyledir, hele boş bir mideyle çekilmez olsa gerek.”
Yeniden yürümeye başlamıştık ki bir cep telefonu sesiyle yerimden sıçradım.Neferet derin bir iç çekti ve özür diler gibi gülümseyerek cebinden küçük bir telefon çıkardı.
“Neferet,” dedi ve bir süre dinledi.Alnının kırıştığını, gözlerinin kısıldığını gördüm.”Hayır, beni aramakla doğru olanı yaptın.Geri gelir, onu kontrol ederim.”Telefonun kapağını kapattı.
“Özür dilerim, Zoey.Çaylaklardan biri bacağını kırmıştı.Sanırım dinlenmekte güçlük çekiyor.Gidip iyi olduğundan emin olmam gerek.Neden sürekli solu takip ederek ana kapıya çıkmıyorsun?Kapıyı kaçırman söz konusu olamaz;büyük ve eski ahşap bir kapı.Dışarıda, kapının hemen önünde taş bir bank var.Beni orada bekleyebilirsin.Fazla sürmez.”
“Tamam, hiç sorun değil.”Daha ben sözümü tamamlamadan, Neferet kıvrılarak uzanan koridorda gözden kaybolmuştu bile.İç geçirdim.Vampir ve vampir çocuklarla dolu bir yerde tek başıma kalma fikrinden hiç hoşlanmamıştım.Ve şimdi Neferet yanımda yokken, duvarlarda titreşen ışıklar gözüme eskisi kadar hoş gelmiyordu.Eski taş duvarlara gölgeler savuran, acayip şeylerdi.
Kendimi korkutmamaya karar vererek biraz önce yürüdüğümüz yönde ilerlemeye devam ettim.Çok kısa süre sonra, vampir de olsa, biriyle karşılaşmak için can atar hale gelmiştim.Ortalık fazla sessizdi.Ve bir o kadar da ürkütücü.Birkaç defa, koridordan sağa açılan kollarla karşılaştıysam da, Neferet’in talimatlarına uyarak soldan ayrılmadım.Aslına bakarsanız, sol taraftan gözlerimi bile ayırmıyordum çünkü diğer koridorda zerre ışık yoktu.Ne yazık ki bir sonraki sağ sapakta gözlerime mani olamadım.Pekala, mantıklı bir nedenim vardı.Bir şey duymuştum.Daha açık olmak gerekirse, bir kahkaha duydum.Bu yumuşak ve tam bir kız kahkahasıydı ama her nedense, ensemdeki tüyleri diken diken etmeye yetmişti.Ve beni durdurmaya.Koridora bakınca, gölgelerin arasında bir şeyin hareket ettiğini görür gibi oldum.
Zoey…Gölgelerin arasından bir ses adımı fısıldıyordu.
Şaşkınlık içinde gözlerimi kırpıştırdım.Gerçekten adımı duymuş olabilir miydim yoksa hayal mi kuruyordum?Ses bana neredeyse tanıdık gelmişti.Yine Nyx olabilir miydi?Tanrıça bana mı sesleniyordu?Merakım uyanırken, korkmaya da başlamıştım ama nefesemi tutup, ara koridora doğru birkaç adım atmaktan kendimi alamadım.
Yuvarlak köşeyi dönerken tam karşımda, beni bir an durduran ve otamatik olarak o tarafa doğru çeken bir şey gördüm.Bana çok da uzak sayılmayacak bir girintide iki kişi duruyordu.Önce, gördüğüm şeyin ne olduğunu çözemedim ama hemen sonra anladım.
Oradan hemen o anda uzaklaşmam gerekirdi.Sessizce geri çekilip, gördüğüm şeyin ne olduğunu düşünmemeye gayret etmem.Ama ben bunların hiçbirini yapmadım.Sanki ayaklarım yerden kaldıramayacağım kadar ağırlaşmıştı.Tek yapabildiğim, durup öyle bakmak oldu.
Önce bir adam gördüm gibi olduysam de hemen sonra irkilerek gördüğüm şeyin bir adam değil, benden en çok bir iki yaş büyük bir delikanlı olduğunu anladım.Sırtını taş girintiye yaslamış halde duruyordu.Başını arkaya atmıştı ve güçlükle nefes alıyordu.Yüzü gölgede kalıyordu ama onu kısmen görebilmeme rağmen yakışıklı olduğunu söyleyebilirdim.Ve o anda yeni bir kahkaha bakışlarımı aşayıya indirmeme neden oldu.
Kız, önünde, dizlerinin üstünde duruyordu.Tek görebildiğim sarı saçlarıydı.O kadar gür saçları vardı ki, sanki başına eski model bir duvak tutturmuş gibi görünüyordu.Elleri delikanlının bacaklarının üstünde, yukarı doğru kaydı.
Sağduyumun sesi Git!, diye haykırıyordu.Hemen toz ol!Arkaya doğru bir adım attım ama çocuğun sesi olduğum yerde durmama neden oldu.
“Dur!”
Gözlerim faltaşı gibi açılmıştı çünkü bir an çocuğun benimle konuştuğunu sandım.
“Durmamı gerçekten istemiyorsun.”
Kızın konuşmaya başlaması beni rahatlatmıştı.Çocuk benimle değil, kızla konuşuyordu.Orada olduğumun farkında bile değildiler.
“Evet, istiyorum.”Delikanlı dişlerinin sıkarak konuşur gibiydi.”Ayağa kalk.”
“Hoşuna gidiyor.Hoşuna gittiğini sen de biliyorsun.Beni hala istediğini bildiğin gibi…”
Kızın sesi boğuktu ve seksi olmak için kendini zorluyordu ama ağlamaklı olduğunu fark etmiştim.Çaresiz gibiydi.Parmaklarının hareket ettiğini gördüm.İşaret parmağının tırnağını, çocuğun uyluğuna bastırınca şaşkınlıktan donakaldım.İnanması güçtü ama tırnağı, önce kot pantalonunun kumaşını, sonra etini keskin bir bıçak gibi kesmiş ve ardından kıpkırmızı taze kan çıkmıştı.
Bunu hiç istemiyordum -ve beni tiksindiriyordu- ama taze kanı görünce ağzımın sulanmasına mani olamamıştım.
“Hayır!”Delikanlı elini kızın omuzlarına koyup onu itmeye çalıştı.
“Ah, rol yapmayı bırak…”Kız alaycı ve hain bir tavırla gülüyordu.”Daima birlikte olacağımızı biliyorsun.”Dilini uzatıp, tırnağıyla açtığı kesikten süzülen kanı yaladı.
Ürperdim.Hiç istememe rağmen, adeta büyülenmiştim.
“Kes şunu!”Delikanlı onu itmeye devam ediyordu.”Canını yakmak istemiyorum ama beni gerçekten kızdırmaya başladın.Neden anlayamıyorsun?Artık bunu yapmayacağız.Seni istemiyorum.”
“Beni bal gibi istiyorsun!Her zaman da isteyeceksin.”Kız, çocuğun pantolonunun fermuarını indirdi.
Orada olmamalı, bunu görmemeliydim.Gözlerimi çocuğun kanlı uyluğundan güçlükle ayırıp arkaya doğru bir adım attım.
Çocuğun bakışları kızdan ayrılıp bana çevrildi.Beni görmüştü.
Ve sonra, gerçekten tuhaf bir şey oldu.Bakışlarımızdan, dokunuşunu hisseder gibi oldum.Gözlerimi ondan ayıramıyordum.Önündeki kız kaybolup gitmişti sanki.Koridorda bir o, bir ben, bir de kanının tatlı kokusu kalmıştık.
“Beni istemiyor musun?Ama hiç de öyle görünmüyor.”Kızın sesinde yine o edepsiz hırıltı hakimdi.
Başımın öne-arkaya, öne-arkaya sallanmaya başladığını hissettim.Aynı anda delikanlı “Hayır!” diye haykırdı ve kızı yolundan çekip bana doğru harekete geçmeye davrandı.
Gözlerimi gözlerinden güçlükle ayırıp arkaya doğru sendeledim.
Bir kez daha “Hayır!” dedi.Bu defa kızla değil, benle konuştuğunu anlamıştım.Kız da bunu farktemiş olmalıydı çünkü normal şartlar altında vahşi bir hayvandan beklenecek bir çığlıkla döndü.Vücudum nihayet çözülmüştü.Hızla dönüp koridor boyunca koşmaya başladım.
Peşimden gelmelerini beklediği için Neferet’in tarif ettiği eski, büyük kapıya varana kadar koşmaya devam ettim.Sonra durdum ve kapının soğuk ahşabına yaslanıp nefesimi düzene sokmaya çalışırken bana doğru koşan ayak sesleri duymayı bekleyerek kulak kabarttım.
Peşimden gelseler ne yapacaktım?Başım acıyla zonkluyordu.Çok zayıf hissediyor, bir o kadar da korkuyordum.Ve feci halde tiksinmiştim.
Evet.Bütün o oral seks hikayesinin farkındaydım.Bugün Amerika’da yaşayıp yetişkin halkın büyük kısmının, bizim, onların eskiden birbirlerine ciklet(ya da lolipop benzetmesi daha doğru kaçabilir) dağıttıkları gibi önümüze gelenle oral seks yaptığımızı düşündüklerini bilmeyen ergen yoktur herhalde.Pekala.Bu saçmalıktan başka bir şey değil ve oldum olası beni deli eden bir varsayım.Elbette ki erkeklerle oral seks yapmanın “havalı” bir şey olduğunu düşünen kızlar da yok değil.Ih, bence yanılıyorlar.Bizim gibi kafası biraz çalışanlar, bu şekilde kullanılmanın hiç mi hiç havalı olmadığını bilirler.
Pekala.Demek istediğim oral seks hikayesini biliyordum.Ama bir örneğini kesinlikle görmemiştim.Bu yüzden biraz önce tanık olduğum şey aklımı başımdan almıştı.
Fakat kızın çocuğa o pis şeyi yapmasından daha fazla korkutan, çocuğun kanını gördüğüm zaman verdiğim tepkiydi.
O kanı ben de yalamak istemiştim.
Ve bu hiç normal değildi.
Ve tabii bir de çocukla tuhaf biçimde bakışmamız vardı.Bütün bunlar neyin nesiydi?
“Zoey sen iyi misin?”
“Lanet olsun!”Nefes nefese kalmış olmam yetmezmiş gibi, yerimden sıçramıştım.Neferet yüzünde tamamen şaşkın bir ifadeyle hemen arkamda duruyordu.
“Kendini kötü mü hissediyorsun yoksa?”
“Ben…Ben…”Son hızla düşünmeye çalışıyordum.Az önce gördüklerimi ona asla söyleyemazdim.Sonunda “Başım gerçekten ağrıyor.” diyebildim.Yalan da değildi hani.Fena halde baş ağrısı çekiyordum.
Neferet endişeli bir ifadeyle kaşlarını çattı.”Dur, sana yardım edeyim.”Elini, alnımdaki dikişin üstüne yerleştirdi.Anlamadığım bir dilde bir şeyler mırıldandığını duydum.Sonra eli ısınmaya başladı.Çok geçmeden sıcaklık bir sıvıya dönüştü.Sanki tenim o sıcak sıvıyı emiyordu.Gözlerimi yumdum ve baş ağrım azalırken büyük bir rahatlamayla “oh” çektim.
“Daha iyisin ya?”
“Evet,” diye fısıldadım.
Neferet elini çekince gözümü açtım.”Bu, ağrıyı uzak tutacaktır.Nasıl böyle şiddetle geri döndü, anlamadım.”
“Ben de,” dedim aceleyle.”Ama neyse ki artık geçti.”
Neferet dikkatle beni süzmeye devam ederken nefesimi tutup bekledim.”Seni üzecek bir şey mi oldu?”diye sordu.
Güçlükle yutkundum.”Yeni oda arkadaşımla tanışma fikri beni ürkütüyor.”Aslında teknik olarak yalan söylüyor sayılmazdım.Beni üzen elbette bu değildi ama korkuttuğu kesindi.
Neferet’in gülümsemesi içtendi.”Her şey yoluna girecek, Zoey.Şimdi seni yeni hayatınla tanıştırayım.”
Neferet kalın ahşap kapıyı açınca, birlikte okulun önündeki geniş avluya çıktık.Kenara çekildi ve bana aval aval çevreme bakacak kadar yer açtı.Birbirlerine çok benzemelerine rağmen havalı ve eşsiz formalar giymiş gençler, gruplar halinde avlı-uda ve kaldırımlara yürüyorlardı.Gülüp konuşurken çıkardıkları aldatıcı derecede normal sesleri duyabiliyordum.Bakışlarım onlarla okul arasında gidip geliyordu.Hangisine daha çok bakmam gerektiğine karar veremiyordum.Okulu seçtim.İki tercih arasında daha az rahatsız edici olanı buydu ne de olsa.(Ayrıca onu görmekten korkuyordum)Bina ürkütücü bir rüyadan çıkmış gibi duruyordu.Gecenin kör bir saatinde olmamıza rağmen ve normal şartlarda havanın zifiri karanlık olması gerekirken, büyük ve yaşlı meşe ağaçlarının üstünde parlayan ay her şeyi aydınlatıyordu.Kırmızı tuğla ve siyah kayalardan inşa edilmiş biyik binaya parelel uzanan kaldırım boyunca sıralanan, cilası bozulmuş bakır aykalara asılmış gaz lambaları da unutmamak gerekirdi.Bina üç katlıydı.Tuhaf görünüşlü çatısı sivrilerek yükseliyor ve en tepede tekrar düzleşiyordu.Ağır perdelerin açıldığını ve odalarda, bütün yapıya canlı ve davetkar bir hava katan sarımtrak ışıkları dans ettiğini görebiliyordum.Ana binanın ön cephesine, yapıya br okuldan çok şato hvası katan yuvarlak bir kule tutturulmuştu.Böyle bir yere bir hendeğin, açelya öbekleri ve bakımlı bir çimenliği çevreleyen bir kaldırımdan çok daha fazla yakışacağına yemin edebilirdim.
Ana binanın karşı tarafında nispeten eski ve kilisevri duran, daha küçük ikinci bir bina vardı.Binanın okul bahçesini gölgeleyen büyük meşe ağaçlarının hemen arkasında bütün okulu kaplayan büyük taş bir duvarın karaltısını seçebiliyordum.Kilise binasının hemen önünde ise uzun, uçuşan bir elbise giymiş bir kadının mermer heykeli yükseliyordu.
Kendimi tutamayarak “Nyx!” deyiverdim.
Neferet şaşkın bir tavırla tek kaşını kaldırdı.”Evet, Zoey.Bu, Tanrıça’nın heykeli.Arkasındaki bina da Tanrıça’nın tapınağı.” Kaldırımda yürümeye başladık.Eliyle önümüzde uzanan etkileyici kampüsü işaret etti.”Bugün Gece Evi olarak bilinen bu yapı, Avrupa’dan getirilmiş taşlarla neo-Fransız-Norman tarzında inşa edilmiş.1920′lerin ortasında bina İnanç İnsanları için bir Augustin manastırı olarak kullanılıyormuş.Zaman içinde varlıklı ailelerin çocuklarının eğitim gördüğü özel bir yatılı okul olan Cascia Hall’e dönüştürülmüş.Beş yıl önce, ülkenin bu bölümünde kendimize ait bir okul açmamızın zamanının geldiğine karar verdiğimizde, binayı Cascia Hall’den satın aldık.”
Binanın kibirli bir özel okul olduğu günleri pek hatırlamıyordum.Cascia Hall hakkında aklımda yer eden tek olay, okula devam eden bazı çocukların tutklanmaları ve ailelerinin yaşadığı büyük şoktu.Her neyse.Sanırım o çocukların uyuşturucu müptelası olması, ailelerinden başka hiç kimseyi şaşırtmamıştı.
Dalgın bir tavırla “Binayı size satmalarına şaşırdım,” dedim.
Neferet’in gülüşü cılız ve biraz tehlikeliydi.”Satmak istemediler ama küstah müdürlerine onun bile reddedemeyeceği bir teklifte bulunduk.”
Ne demek istediğini sormak istiyordum ama gülüşü içimi ürpertmişti.Ayrıca, meşguldüm.Kendimi çevreyi seyretmekten alamıyordum.Pekala, dikkatimi çeken ilk şey, vappir dövmesi taşıyan herkesin hoş bir görüntüye sahip olmasıydı.Demek istediğim bu delice bir şeydi.Evet, vampirlerin çekici olduğunu ben de biliyorum.Bunu herkes bilirdi.Dünyadaki en başarılı aktör ve aktrisler vampirlerdi.Ayrıca dansçı, müzisyen, yazar ve şarkıcılar için de aynı şey geçerliydi.Vampirler sanatı ele geçirmişlerdi.Zaten bu kadar çok paralarının olması ve İnanç İnsanları’nın onları bencil ve ahlaksız bulmasının sayısız nedenlerinden biri de buydu.Ama bence aslında, vampirler kadar güzel fiziklere sahip olmadıkları için kıskanıyorlardı.İnanç İnsanları onların filmlerine, oyunlarına, konserlerine gider, kitaplarını ve tablolarını satın alırlardı ama onlar hakkında konuşmaktan ve onlara tepeden bakmaktan da geri kalmazlardı.Ve Tanrı biliyor ya hiçbir zaman onlarla kaynaşamayacaklardı.Alo?İkiyüzlü oldukları söylenebilir mi acaba?
Her neyse, gerçekten müthiş görünen bunca insanın arasında -hemen hepsi Neferet’i selamlayıp bana gülümserken bile- bir bankın altına kıvrılıp saklanmak isteğiyle dolmuştum.Çekingen bir tavırla selamlarına karşılık verirken, bir taraftan da yanımızdan geçip giden çocukları süzüyordum.Hepsi, Neferet’i saygıyla selamlıyordu.Çoğu önünde eğiliyor ve yumruklarını kalplerinin üstüne koyuyorlardı.Neferet de karşılık olarak gülümsüyor ve hafifçe eğiliyordu.Pekal, çocuklar, yetişkinler kadar yakışıklı ve güzel değillerdi.Tabii ki onlar da içi boş hilal biçiminde dövmeleri, okul formasından çok podyum tasarımlarını andıran kıyafetleriyle hoş, daha doğrusu ilginçtiler.Ama onlar, yetişkin vampirlerin çevreye yaydıkları o parlak ve insan-ötesi çekici ışıktan mahrumdular.Ayrıca, daha önce de düşündüğüm gibi, formalarının bol bol siyah içerdiğini fark etmiştim.(Oysa insan ister istemez sanatta bu kadar başarılı bir grup insanın, yanlarından sıkıcı Goth siyahlarına bürünmüş biri geçip gittiğinde, onu basmakalıp bulmasını bekliyor.Bu sadece beni fikrim…)Fakat dürüst olmam gerekirse, siyahın -koyu mor, lacivert ve zümrüt yeşili ekose desenlerle karıştırılmış siyahın- onlara yakıştığını söylemeliydim.Her formanın ceketinin ya da gömleğinin göğüs cebine işlenmiş altın ya da gümüş renkli, süslü bir arması vardı.Bazı armaların tek tip olduğunu seçebilmiştim ama tam olarak ne olduklarını çıkaramamıştım.Ayrıca tuhaf denecek kadar çok çocuğun saçları uzundu.Ciddiyim;kızların uzun saçları vardı.Erkeklerin uzun saçları vardı.Öğretmenlerin uzun saçları vardı.Hatta zaman zaman kaldırımlarda dolanan kediler bile uzun saçlı tüy toplarıydı.Tuhaf şey.Neyse ki, saçlarımı Kayla’nın geçen hafta kestirdiği tavuk poposu modeline kısaltmaktan son anda vazgeçtim.
Ayrıca yetişkinlerin ve çocukların bir başka ortak noktaları daha vardı.Hepsinin bakışları, saklamaya gerek dahi görmedikleri bir merakla, alnımdaki İşaret’e takılıyordu.Harika.Yani yeni hayatıma da bir anaormallikle başlıyordum ve bu gerçekten berbet bir durumdu.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://vampirakademisi.forumdizini.net/
 
İşaret 7. BöLüm
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gece Evi Serisi Buluşma Noktası :: Kitaplar :: İşaret-
Buraya geçin: